Mubuka icin dünya; barut kokusu, soguk namlular ve mutlak itaatle örülmüs gri bir bosluktan ibaretti. O, gölgelerin icinde kalbini bir zirh gibi kusanan, vicdanini namlusunun ucunda birakan bir Kurttu. Ta ki o gece, hayatin tüm kirini bir kenara iten o mucizeyle carpisana dek.
Selin, namidiger Gelincik... Sifa dagitan elleri ve sarsilmaz vicdaniyla, yikimin ortasinda acan bir umuttu. En yakin arkadasinin pesinden gittigi o gürültülü barda, hayatinin en tutkulu ve en tehlikeli sinavina gireceginden habersizdi. Daha o gece anlamisti; bakislari bir kurdun sertligiyle carpistiginda, narin bir gelincigin firtinanin ortasinda kalacagini
Biri yasatmak icin yemin etmisti, digeri gerekirse öldürmek icin egitilmisti.
Aralarindaki cekim ne kadar yakiciysa, kaderin önlerine koydugu ucurum o kadar derindi. Mubukanin parmagi tetikteyken, Selinin elleri bir hayati kurtarmak icin titriyordu.
Kurdun penceleri arasinda bir gelincik cicek acabilir miydi, yoksa firtina ikisini de yutacak kadar büyük müydü
Asklari bir siginak mi olacakti yoksa her an cökebilecek bir yikim mi
Hayat her zaman bir Smutlu son borclu degildir bize; bazi baglar sadece kopmak icin degil, en büyük sinavini vermek icin dügümlenmistir.